ÇOMÜ’de Sulak Alanların Geleceği Masaya Yatırıldı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ev sahipliğinde düzenlenen “Türkiye’de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı”, Türkiye’nin 15’ten fazla üniversitesinden akademisyen, araştırmacı ve öğrenciyi bir araya getirdi. İki gün boyunca sekiz bilimsel oturum ve uygulamalı atölye çalışmalarıyla devam eden etkinlikte, sulak alanların karşı karşıya olduğu ekolojik riskler; iklim değişikliğinden insan kaynaklı arazi dönüşümlerine, yapay zekâ destekli izleme teknolojilerinden çevre eğitimine kadar uzanan geniş bir perspektifle ele alındı.
ÇOMÜ Eğitim Fakültesi Anafartalar Yerleşkesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştay, bilimsel tartışmaların yanı sıra müzik dinletisi, anlamlı bir onurlandırma töreni ve canlı örneklerle desteklenen uygulamalı etkinlikleriyle de dikkat çekti.
Açılışta Bilimsel İş Birliği ve Çevresel Sorumluluk Vurgusu
Öğr. Gör. Gülsen Erginal’ın takdimiyle başlayan açılış programı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından ÇOMÜ Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi öğrencilerinin gerçekleştirdiği flüt dinletisiyle devam etti. Açılış konuşmasında çalıştayın amacını ve kapsamını değerlendiren Çalıştay Başkanı Prof. Dr. Ahmet Evren Erginal, Antroposen çağında sulak alanların giderek artan çevresel baskılar altında kaldığına dikkat çekti. İnsan faaliyetlerinin doğal sistemler üzerindeki etkilerini anlamanın ve bu etkileri bilimsel yöntemlerle ortaya koymanın önemini vurgulayan Erginal, çalıştayın Türkiye fiziki coğrafyası, kıyı jeomorfolojisi ve antropojenik süreçler alanlarında çeyrek asrı aşkın süredir önemli çalışmalar yürüten, yüksek lisans ve doktora tezlerine danışmanlık yapan Doç. Dr. T. Ahmet Ertek onuruna düzenlenmesinin ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti.
Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muzaffer Özdemir ise konuşmasında çevre eğitiminin, ekolojik okuryazarlığın ve disiplinlerarası araştırmaların yükseköğretimdeki önemine değindi. Çevresel sorunların yalnızca doğa bilimlerinin değil, eğitimden sosyal bilimlere kadar pek çok alanın ortak katkısıyla anlaşılabileceğine işaret etti.
ÇOMÜ Rektörü ve Çalıştay Onursal Başkanı Prof. Dr. R. Cüneyt Erenoğlu da sulak alanların korunmasını küresel iklim gündemiyle ilişkilendirerek üniversitelerin sürdürülebilirlik alanındaki sorumluluklarına dikkat çekti. Türkiye’nin ev sahipliği hedefi doğrultusunda gündemde olan COP31 İklim Değişikliği Taraflar Konferansı sürecine ve Sıfır Atık yaklaşımına değinen Erenoğlu, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir su yönetimi ve yapay zekâ destekli çevresel izleme çalışmalarının önemini vurguladı.
Doç. Dr. T. Ahmet Ertek’e Bilimsel Katkıları İçin Onur Takdimi
Açılış konuşmalarının ardından, çalıştayın onur konuğu Doç. Dr. T. Ahmet Ertek’e bilim dünyasına sunduğu katkılar dolayısıyla ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. R. Cüneyt Erenoğlu tarafından plaket ve teşekkür belgesi takdim edildi. Törende ayrıca, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi Elif Zorlu tarafından el yapımı olarak hazırlanan özel bir vazo, Rektör Prof. Dr. R. Cüneyt Erenoğlu tarafından Ertek’e hediye edildi. Sıfır Atık vizyonunu ve iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerini simgeleyen eser, üniversitenin çevresel sürdürülebilirlik yaklaşımını sanatsal bir ifadeyle buluşturdu.
Onurlandırma töreninin ardından Doç. Dr. T. Ahmet Ertek, “Antroposen ve Antroposfer: Antropojenik Jeomorfolojideki Gelişmeler” başlıklı çağrılı konferansını sundu. İnsan faaliyetlerinin yeryüzünün şekillenmesindeki rolünü ele alan Ertek, Antroposfer kavramını ve sulak alan topoğrafyalarında meydana gelen insan kaynaklı değişimleri metodolojik açıdan değerlendirdi. Konferans, insan-doğa ilişkilerinin günümüzde ulaştığı boyutu ve bu dönüşümlerin jeomorfolojik süreçlerle bağlantısını ortaya koyması bakımından çalıştayın temel tartışma eksenlerinden birini oluşturdu.
Sulak Alanların Ekolojik Riskleri Çok Disiplinli Yaklaşımlarla İncelendi
İki gün süren bilimsel program boyunca gerçekleştirilen sekiz oturumda, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki sulak alanlar ve ilişkili ekosistemler çok yönlü araştırmalar ışığında değerlendirildi. Sunumlarda çevresel kirlilik, iklim değişikliği, kıyı sistemlerindeki dönüşüm, su kaynakları üzerindeki insan baskısı ve doğal yaşam alanlarının korunması gibi güncel konular ön plana çıktı.
Sediment jeokimyası ve çevresel adli araştırmalar kapsamında Aliağa Körfezi’ndeki gemi söküm sahalarından Gala Gölü’ne, Erzurum Ovası’ndan Acısu Çayı ve Küre Dağları Milli Parkı’ndaki su kaynaklarına kadar farklı alanlarda toksik element birikimi ve ekolojik riskler ele alındı. Sedimentlerdeki metal profillerinin incelenmesi ve çevresel göstergelerin değerlendirilmesiyle, insan faaliyetlerinin ekosistemler üzerindeki etkilerinin belirlenmesine yönelik yöntemler paylaşıldı.
Teknolojik gelişmelerin çevresel araştırmalara katkısı da oturumların önemli başlıkları arasında yer aldı. Pembe Göl’ün antik liman alanından kıyı lagününe dönüşümünün insansız hava araçları ve fotogrametri yöntemleriyle modellenmesi, Sultansazlığı Havzası’ndaki yer çökmelerinin Sentinel-1 InSAR radar verileriyle haritalanması ve Manyas Gölü için geliştirilen Copernicus tabanlı yapay zekâ karar destek sistemleri tanıtıldı. Bu çalışmalar, uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri ve yapay zekâ uygulamalarının sulak alanların izlenmesi ve çevresel risklerin erken belirlenmesindeki potansiyelini ortaya koydu.
İklim değişikliği ve aşırı hava olaylarına odaklanan sunumlarda Batı Ege havzalarında sıcak hava dalgaları ile kuraklığın birlikte ortaya çıkardığı riskler değerlendirildi. Cilo Dağları ve İkiyaka (Sat) Dağları’ndaki buzul ve buzul gölü sistemlerinde gözlenen kütle kayıpları ile rekreasyonel turizmin oluşturduğu çevresel baskılar da tartışıldı. Bu değerlendirmeler, iklim değişikliğinin yalnızca su varlığı üzerinde değil, arazi şekilleri ve hassas dağ ekosistemleri üzerinde de belirleyici etkiler oluşturduğunu gösteren bilimsel bulguları gündeme taşıdı.
Kıyı ve delta sistemlerine ilişkin oturumlarda ise Küçükçekmece-Silivri hattındaki kentsel yayılmanın kıyı sulak alanları üzerindeki etkileri, Küçük Buzul Çağı’nda yaşanan iklim anomalilerine delta sistemlerinin verdiği yanıtlar ve Amik Gölü Havzası’ndaki insan kaynaklı hidromorfolojik müdahaleler ele alındı. Farklı dönemlere ve coğrafi alanlara odaklanan araştırmalar, sulak alanların doğal süreçlerle insan müdahaleleri arasındaki hassas dengeye bağlı olarak sürekli değişim geçirdiğine dikkat çekti.
Çalıştay, çevresel sorunları yalnızca fiziksel ve biyolojik süreçler üzerinden değerlendirmekle sınırlı kalmayarak insan davranışları, eğitim ve kültürel temsillerin rolünü de tartışmaya açtı. Sosyo-ekolojik risk okuryazarlığının ölçülmesine yönelik ölçek geliştirme çalışmaları, genişletilmiş gerçeklik (XR) teknolojilerinin çevre eğitiminde kullanımı ve Türk sinemasında su krizinin temsili bu kapsamda ele alındı. Susuz Yaz, Kanal ve Kurak Günler filmleri üzerinden gerçekleştirilen eko-eleştirel okumalar, suyun yalnızca doğal bir kaynak değil, aynı zamanda toplumsal ilişkileri ve yaşam biçimlerini şekillendiren temel bir unsur olduğunu ortaya koydu.
Sulak Alan Sürüngenleri ve Amfibileri Atölyesi İlgi Gördü
Çalıştayın öne çıkan etkinliklerinden biri, Prof. Dr. Murat Tosunoğlu ve öğrencileri tarafından gerçekleştirilen “Sulak Alan Sürüngenleri ve Amfibileri Atölye Çalışması” oldu. Uygulamalı olarak düzenlenen atölyede katılımcılar, sulak alanlarla ilişkili sürüngen ve amfibi türlerini yakından inceleme fırsatı buldu.
Özel koruma kaplarında getirilen sucul herpetofauna örnekleri arasında istilacı tür olarak bilinen Trachemys scripta hakkında detaylı bilgiler verildi. Prof. Dr. Tosunoğlu, türlerin biyolojik özellikleri ve ekosistemlerdeki rollerinin yanı sıra biyoindikatör olarak taşıdıkları önemi anlattı. Habitat parçalanmasının amfibi ve sürüngen popülasyonları üzerindeki etkileri de atölyenin temel konuları arasında yer aldı.
Bilimsel Paylaşımlar ve İş Birliği Mesajıyla Sona Erdi
Bilimsel oturumların ve uygulamalı etkinliklerin tamamlanmasının ardından düzenlenen kapanış töreninde katılımcılara belgeleri takdim edildi. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden gelen araştırmacıları aynı bilimsel platformda buluşturan çalıştay, sulak alanların korunmasına ilişkin güncel araştırmaların paylaşılması ve disiplinlerarası iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önemli bir buluşma oldu.
Antroposen çağında insan faaliyetlerinin doğal sistemler üzerindeki etkilerini bilimsel verilerle değerlendiren etkinlik, sulak alanların korunması için teknoloji, bilim, eğitim ve toplumsal farkındalığın birlikte ele alınması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Çalıştayda paylaşılan araştırmaların, Türkiye’nin sulak alan koruma politikalarına, Ramsar Sözleşmesi kapsamındaki çalışmalara ve iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerine bilimsel katkı sunması amaçlanıyor. Çalıştay görsellerine https://wetlands.org.tr/ linkinden ulaşılabilir.
